Epigraf, Uzak Ülke projesinin elemanıdır

Aşkım değilsen haber ver benzerimi | Cemal Süreya

Eda'bi Mektuplar 3 / Emre Sururi



30.31.aralık arası
bir yerde,
sıkışmış durumdayım..
saatler: 1.15 ve ilerlemiyorlar, 1995

ölüme hiç bu kadar yakın olmamıştım. hiç bu kadar şehvetle istememiştim daha
önce. Ölüme hiç bu kadar yakın olmamıştık. Biz, yani diyorum, defne ile cem.
Bir araba hatırlıyorum. Şarap şişesi sağ elimde, ben sağ koltuktayım. Defne
aracı sürüyor. teypte ya cranberries ya da nirvana çalıyor (ikisi de aynı
nasıl olsa). tam boğaz köprüsünün ortasında veyahut da tam ortasındayız şimdi.
Defne'ye dönüyorum, ona yüzbininci kez aşık olmuşum ama ikimiz de farkında
değiliz bunun. Zaten ayrılıkta da aşkta da hep öyle olmaz mı? Hep üzerinden
yıllar, günler, saniyeler geçtikten sonra farkına varmaz mı insan? Defne'ye
dönüp "istediğin zaman direksiyonu sağa kırabilirsin" diyorum. Ve biliyorum ki
yapar. Bir orgazm sonrası hatırlayışının gülüşü yayılıyor suratıma ve de ben
galiba ilk defa orgazm oluyorum. Hayatım bir parçamın ellerinde şimdi
belkisiz. İçimden bunun gerçekleşmesini diliyorum. Şarap içiyorum, müzik, hız,
kresendo! asla gerçekleşmiyor. Yola koyuluyoruz hayatımın tek tanrısı,
azrail'i ve efendisi ile. Zincirler birazcık daha sıklaşıyor, hepsi o kadar.
-------o-------
bu rüyayı dün gördüm,
beni bir arabada defne ile görmüş olamazsın
çünkü düştü o.
gerçek olamaz, olmamalı çünkü bitmesine izin verecek kadar
aptal olduğumu kabul etmek istemiyorum.
şarabın burukluğundan bir yudum daha alıyorum.

-------o-------
bana bu rüyayı görmemde
farkına varmadan da olsa
yardım ettiğin için
sonsuz teşekkürler
bir gün gerçek de olacak.
B.En.

ölüm geliyor aklıma, ölüm!
... bir ağacın gövdesine sarılıyorum.
C.Süreya.
----------
2.
saatine 15 milyon vererek parçalıyorlar aşkımı. haftada 1 saatten ayda tam
dört kere milyonlara bölünüp duruyor. başım.. başımı bulamıyorum. galiba
onunla beraber onun arabasında kaldı. bir türlü düşünemiyorum ki kendimi.
aptalca bir ilgi bu, bilgece bir ilgisizlik ama onun yaptığı. sevgim, aşkım,
herşeyim serbest kurda her geçen gece biraz daha artıyorlar. bir gün öldürecek
kendini, paramparça edecek yükseklerden. biliyorum ama durduracak bir şey
yapmıyorum. önce ellerimi bağlıyorum, sonra bir iskemlede ayaklarımı,
dizlerimi, ağzımı, gözlerimi bağlıyorum. biliyorum ellerim bağlıyken nasıl
yapılacağını. biliyorum ama durduracak bir şey yapamıyorum. ağlıyorum,
hıçkırıklarım sessizliğe, sensizliğe, bensiz bir bensizliğe bulaşıyor. zor
tutamıyorum bile kendimi. öylecene oturup yazı yazmaya başlıyorum. bazen kaset
bitecek gibi olup, akabinde bitiyor, kolumu uzatıp arkasını çeviriyorum.
kalemi yeniden elime alıp, sırtımı bu evrene dayıyorum. ne kadar da acı
çekiyorum. bir bilsen; bilseydin herhalde bana telefon açar, perdeyi
aralardın.. yalnızlıktan ölümüne üşüyorum. içtiğim şarap içimi tutmuyor. hadi
gel artık. N'olursun..

Ne yaptık ki artık çok geç olan?
ne yaşadık ki suskunluğu hakeden?
ne olduk ki basitliğimizi sorgulayan
- hapisteyken bana sigara, temiz çamaşır,
kitap da getir izin verirlerse,
orasını bilemem. -
y. güney.

dün
benim doğumgünümdü biliyor musun?
burcum yazdan ama hep sonbahara denk
geliyor ölmem. dün benim ikinci
doğumgünümdü.
anlıyor musun ki?
musun ki?

... ve güneş yeniden doğar,
sen hiç merak etme;
biliyorum hep böyle olur
ama o her sabah hiç-
31.aralık.'95 23.30 bir şey olmamış gibi
yeniden
doğuverir. -
T.Waits
sun-dog
--------
3.
sevgilimi tencerem yedi,
ben yalnızım şimdi...

neden diyemem belki ama neden diyemesem de ayrılığı
anlayabilirim herhalde. Belki de. Neden? Ne de güzel
oyuncaklarım, bahanelerim vardı da nereye kayboldu şimdi
onlar? Kimsenin yardımını da isteyemem, dostlarım neredeler ki
şimdi? seninle aramızda bir anlaşma yapmıştık, şimdi benim de
tek yaptığım, anlaşma şartlarını yerine getirmek. iç diyalog
hesabı. vadesi düşük, kazancı da iyi sayılır hem. bir yangın
yerine çevirdin ortalığı, peşinden sürüklerken. hala da
seviyorum seni. dahası var mı? aşığım.

ah.. defne!

bir ocak, 96

--------
4.
en yüksek düşüşten bile sağ çıkan ben, dün anlamsız bir çukura düşüp öldüm.
hemen orda ölmedim, benimkisi biraz orhan veli vari oldu, yatakta biraz
kıvrandım, biraz da mezarda huysuzlandım, hepsi o. öldüğümü anlayınca şaşırdım
ama beklediğim kadar da değil. o zaman hatırladım ki, bu ilk ölümüm de değildi
hem. reenkarnasyon gibi bir şey bu benimki ama tam tersi: ben, her ölümde
kendimi bir kez daha buluyorum kaybolduğum mahzenlerden, içi şarap fıçılarıyla
dolu olan (amantilado?). komik bir şey. ne zaman "deja vu" desem öldüğümün
bilincine varıyorum da büyük kütüphaneye (bu da Borgesvari olsun) bir türlü
gömülmüyorum. ağzına parmaklarımı sokuyorum, taa gırtlağından geçiriyorum,
hissetmiyorsun. bir kaşıkla gözlerini çıkartıp, dişlerimin arasında
gıcırtadarak yiyorum onları, hissetmiyorsun. cenazame gelmedin belki ama yine
de öldüğümü biliyorsun. zaten sırf sen bilesin diye öldürdüm kendimi, tabi ki
bileceksin. Sonra... sonra zaman doluyor, yavaş yavaş kararıyor herşey.. hani
nerdeyse kırmızı gözler göreceğim geliyor karanlıkta parlayan;
işte o zaman korkuyorum...

B.En.
5.1.1996.Cuma.



--------
5.
9-10 ocak.'96 sabahın körü.
durdum, düşündüm de seni hiç benimle anmadılar, öyle değil mi? öyle ama
yine de bi garip işte. sen benim tek aşkımdın çünkü. tek aşkım. tek aşkım.
bunu sık sık kendime tekrarlamalıyım, araya parazit ve karıncalanmalar
girebiliyor çünkü.
Yaşlıyım, güçsüzüm, enerjim, pilim, alkalim sıfırı tüketmiş çoktan. %0
Mercuryim Ben ama yine de ATIK. Beni attığın doğa parçasında heralde hala seni
bekliyorumdur şu saniyelerde.. çılgın Robinson. Hayır, Crusoe'nun çektiği hiç
bir masturbasyon günah hanesine yazılmadı. Yalnız bir insandı o, doğayla
sonsuzluğuna nişanlandı. doğa bakireydi ve bilirsin işte, evlenmeden olmayan
şeyler vardır. Bir Cemal Süreya yazıyorum buraya ve o benim içime girebiliyor.
isa hepimizin içinde der salinger'ın bir kahramanı, adını unuttum da soyadı
glasstı, hani şu harika çocuklar.

YAZI YAZACAK, KIZILŞIN BİR KIZ ARANIYOR,
ÇEKİCİLER TERCİH SEBEBİDİR,
ÇİLLİLER BİRİNCİ
SİZİ SEVİYORUM ŞİİRLERİM
YA DA ÖBÜR ADINIZLA
KADINLARIM.

- tabi her zaman üç-beş kişi dışındadır bu söylediklerimin-
B.En.

--------
6.
(...) Gözlerimi birden bu boşluk ve yalnızlık dolu lacivert kaplı odada açtım.
Bir yataktaydım, sırtımı duvara dayamış, ayaklarım uzanmıştı. Devamlı bir
bardak suyla iki yeşil hap içiriyorlardı bana, diğeri kırmızı. Kızıl kızlar,
kızıl çilli kızlar basıyor her yanımı ve tek istediğim etrafımı saran kızıl,
çilli kızların varlığı, uzun kırmızı-siyah bir basma altında siyah külotlu
çoraplar, dolgun bir vücut, mutlaka kırmızı ruj dudaklarda. Benim üstümde
beyaz bir gömlek, kahverengi, açık, taba bir kravat, askılarım, 1960'ların
gangasterlerini aratmayan bir tip olmak. Kadınımı tutup sarmalamak. Onunla
sevişip, onunla ölmek, bir banyoda, küvette ölü bulunan, bilekten kesik, iki
aşık gibi. Bir arabayla gömülmek şu pek meşhur "boğazın serin suları"na. Son
saniyelerde dil değiş-tokuşu sağlamak. Nereden estiyse bir de saçaklara
dolanıvermek. Karanlık sularda, soğuk bir arabada çocuk yapma teşebbüsünde
bulunup, anayasanın 438. maddesince yargılanıp boğulmak. İntikam demek bunun
adına.. seni, beni, memo'yu öldürüp, şu hiç doğmayan elifkızıelif'i doğurmak.
Boğulmak için ilk sevgili. Artık tülin mi, tümay mı sen seç ikisinden birini.
İkisi de beni bilmiyorlar ne yazık ki. Yuvarlak, kemik, iki daire, kalın
gözlükleri vardı tülinin. Bi de ablası. Yazıyorum ki sonradan hatırlama şansım
olsun. Onu düşünür, direklere tırmanırdım. Güzel dişlekti. Ela bir renk bir
şeyi vardı.. şimdi neydi unuttum. Tümay ilk sevgimdi. İlk şiirler hep ona
giderdi. Yeşil `muz' çorap giyerdi.

--------
7.
Havalıydı ama. Herhalde köyde doğsa zengin bir kocaya varırdı.
Neden? deriz ve arkamızı döneriz.
Akabindeki `acaba' tekrar döndürür bizi,
Gerisin geriye döneriz..

O bizim piramidimiz, o bizim yılların bozumu olmuşum şimdi;
sokağımızdı. Kandırıldım, boş kağıda yaşlıyım,
imzaladım yazımı (alın). Şimdi hep güçsüzüm.
yalnızlık, hep melankolik, alkolik üç ayım var, ben bunlardan
olmadan da pekala yitebilir insan. Bir biriyim.
sen vardın bir de aptal kız, ikiniz de
göçtünüz gitti. sokağımın kapısında
bekliyorum içeri girmenizi. kucaklamak istediğim yalnız sen.

öyle bir piramit düşün ki
hindistanda olsun;
ve ben ölünce
seni benimle yaksınlar.
Velvet underground.
çalıyor.

--------
8.
küsüştük herkes(nen). Emre'yle bile. somurtup duruyor ne zaman aynaya baksam.
Seni bırakmama içerliyor, belli. oysa bilmiyor onun da seni sevdiğini
bildiğimi. bak şuraya yazıyorum da, bir görse bu yazıyı, saniyesinde gelir
beni döver. bir keresinde de böyle olmuştu da zor kurtarmıştım kendimi
pencerenin kıyısından. ya bi de düşseydim! ömür boyu vicdan azabı çekecekti,
bilmiyor salak.. salak demişti bana, seninle randevumdan eve geldiğimde. seni
nasıl olup da öylecene bıraktığım için. bunun sadece bir rüyam olduğunu
anlaması için o kadar çaba harcadım ki oysa! ben ölünce şizofren diyecekler
bana, aklıma bile gelmeyen nedenler bulacaklar, anneme bağıracaklar, böyle
odaya rağmen nasıl olur da anlamadın? diye. Anneme bağıracak polis
müsveddeleri. annem şoka girecek.
galiba ilk mektuptaydı (edabi mekt.) o kalın N meselesini aydınlatayım, olur
da Yolda Jack Kerouac yürürken araba çarpar, bir şey olur. Kızın adı Lale,
mahalle, yer, lokasyon ar-tur / ar-kent, bir şey. tutularak / tutunarak
bilmem anlatabildim.
an... lı... yor... sun değil.................mi?

B.En.
doğumgünün kutlu olsun seber efendi.
---------
9.
bekle diyorum
ve gece dönüyor gözkapaklarında,
evren donuyor, buz tutuyor sular.
Buzda çırpınan balıklar
sonra "Biz" diyorum, yani ikimiz..
biliyorum etkisi altındayım,
yükselen burcum Cemal Süreya,
Ama seni sorgulayamıyorum
hiç hem de.
----------o-----------
hiçbir şey olmak istemiyorum önce.. 13 Ocak.'96 gecesi

isimsiz bir sokak belki, belki de kapınızın kilidini çevirebilen saat
bir anahtar, bitmekte olan 2B 0.7 uç bile olmaya razıyım ama pazarın ikisi
yine de ilk tercihim hiçbir şey olmamak.

sokaklara çıkıyorum geceleri, seninle dinlediğimiz şarkıları söylüyorum
Yağmurlu Sokaklar'a (B.En.'den San'a). Yolumu köpekler bile kesmiyor oralarda,
hiçliğimin tadını çıkartıveriyorum. Seni de özlemiyorum pek. Artık dallarım
koptu, kalmadı tutunacak yer. Düşmüyorum ama yine de boşluktayım. İnsanlar
karşıma geçip bunların, herşeyin göründüğü gibi olduğundan dem vuruyorlar.
hiçliğimin olmadığını söylüyorlar.. öyle anlarda çıldırmak işten bile değil.

kalemimle konuşuyorum, telefonla konuşuyorum, mektuplara derdimi anlatıp,
sokaklarla dalga geçiyorum. Bu yüzden bazen parke kenarlarına basmadan geçmek
zorunda kalsam bile yine de çok zevkli.

Resimler duruyor pozitifte. Saçların geliyor aklıma, gözlerinden de önce. Şayet
Elifsen herşeyden önce çillerin, tavşan aralığın (@ C.Süreya). Öbürünü hiç
sorma, geçen gün gördüm de sıfırı tüketmişti.
---------
10.
ilkin araba ölecek, akabinde ben.

anlaşılmayan tüm imalara, tüm jestlere, kaprislere, mesajlara, yazılara,
özellikle de yazılara, telefon konuşmalarına, uzatılan aralara, geç gelişlere,
aramayışlara, bakışlara, sarılmalara, sevişme içgüdülerine, gülüşlere, sağ
eldeki alyans yüzüklere, yaş farklarına, iki kolun değdiğinde önce
çekilmesine, öpüşürken dili düşünmeyle geçen zamanlara.
Nice Sonbaharlara!
Nice yenilere!
Nice nice yıllara!

çiçeklere, yapraklara, harflere,
şiirlere, yolculuklara,
şairlere, dergilere, tüm
üçüncü tekil şahıs
üssülerine (O')
biten tüm dostluklara.
yeni gelişen, gelişmekte olan nefretlere,
tiksintilere,
kıskanmalara,
gülmelere...



Yeniden Merhaba...
B.En.

ilkin pencere ölecek, akabinde B.En.

(dünyadan önce,
Benden sonra, s.292)

--------
11.
Çiçeklerden Biri
Görüşmeyeli epey olmuştu, epey olmuştu görüşmeyeli. nedensizliklerden kurulu
sebeplerimiz vardı ikimizin de. sonra o başka şehirdeydi, benim telefon
numaram yoktu o tarihlerde. sebepsiz yere ona bağırmıştım, sebepsiz yere ona
bağırmıştım, sebepsiz yere onu üzdüm, sebepli olarak beni aramadı. yazın
olmuştu tanışmamız, araya seneler girdi, kışın ayrıldık. ilk aşkım olduğuna
inandırmıştım kendimi, olmadı. Sonunda bir araya geldik, galiba ilk çiçek
verdiğim kız oydu, o da çiçeklerden biri. sordum, ilkbaharda açılırmış ismi,
oysa biz sonbahardaydık ve benim zamanım yoktu, zamanın kuruttuğu, birilerinin
boyadığı kuru çiçekler götürdüm çiçeklerden birine. pastel renklerinin suni
olduğunu da sonradan öğrendim ayrıca(na). oturdu, oturdum, oturuldu. masamızda
üçüncü biri, bir harf, harflerden biri, en sevdiğim harf de vardı. sonra o
döndü, kalktı, giderken ben de kalktım, kalabalık bir sokağın ortasındaydı
küçük masamız, çiçek, çiçeğim demek isterdim.. ah keşke. ismimi söyledi, biraz
daha otur dedi, oturdum, o en sevdiğim harf kayıverip gitti hayatımdan. biz bu
çiçekle birbirimize cemal süreya efendinin (S.C.V) sevda sözlerini söylemekle
kalmadık, benim şehrime dönmeye, ki bir günlük de olsa, karar verdik.
otobüsçüye gittik, o zamanlar param da vardı. otobüsçü bu aciliyetimizden
kuşkulandı, saraydan kız kaçırma operasını gördü herhal, teker teker
sicilimizi işledi. otobüste döndük, onu ne de çok sevmişim meğer, en güzel
günümüz oldu. yeniliklere açığım dedi şair ama nedense hep yenilgi oldu
gördüğü. bir sonbahar ki soğuk, ardından gelen daha soğuk, kış olsun
günlerden, kalbini dondurmaya yetti bu çiçeklerin en güzelinin.
14.15 arası'96 Ocak

--------
12.
teybimde cohen çalacak birazdan. iki heceden oluşan bir şair, ki bu ben
değilim, karşımda dikilip durmakta.


Anılar neden bu kadar yok ve de hiç?


+----------------------------------+
¦tom waits_innocent when you dream.¦
¦cohen(l.)_everybody knows.........¦
¦velvo_afterhours..................¦
¦tom waits_shiver me timbers.......¦
¦cohen(l.)_there is a war..........¦
¦velvo_your pale blue eyes.........¦
+----------------------------------+
--------o--------

otobüslerin hızla geçen simalarında ararım seni,
evinizin oradaki durakta, yürüdüğümüz parkta,
uzandığımız çimende, altında öpüştüğümüz
yağmurda, o sokak lambasının altında,
seninle hep buluştuğumuz o beyaz
basamaklarda, hiç çalmamış olduğum kapınızın
zilinde, o gecenin şişesinde, küçük
çocukları kucağıma almalarda ararım seni.
Herkes biliyor ki ölünce bitecek, yok
olacak bütün dünyam, ben uçarken siz
ölmüş, yok olmuş olacaksınız, yalan mı?
siyah-beyaz film seyredenlere acırım
belki, beni beğenmeyen şair müsveddelerine
de bir ihtimal. orhan veliyi çıkarırım belki
düştüğü, hayatını incittiği o çukurdan,
belki bir onu yaşatırım, belki bir de ağaçları.
herşey ama hepsi mümkün, ben uçabildikten
sonra:
ilkin pencere ölecek, akabinde ben,
koydum adını ölüm,
uçmaksan eğer!

14.15 ocak '96
B.En.

-----
3ünsonu.

Emre Sururi
Kişisel Arşiv


Emre Sururi'den 'Eda'bi Mektuplar 3'
http://epigraf.fisek.com.tr/index.php?num=33
Emre Sururi tarafından, 10/11/2000 tarihinde gönderildi.
Epigraf: Online Türkçe Edebiyat Arşivi | http://epigraf.fisek.com.tr

epigraf     Bir önceki eser:   Saliha'nın Kuşları / Alpay Zeren
<<< -- Rasgele bir eser -- >>>
   Bir sonraki eser:   Eda'bi Mektuplar 4 / Emre Sururi