Epigraf, Uzak Ülke projesinin elemanıdır

Cehennem diğer insanlardır. | Jean Paul Sartre

Yalnızlığa Övgü / Mehmet Batur


- Kac kisiyiz?
- Serhat, Osman, Elif...
- Bir de sen, kac etti?
- Bes. Lâle de var.
- Cok kotu, sigamayiz. Araba kucuk bir de, yoksa sikisirdik biraz.
- Serhat.
- Ne oldu?
- Arabaya sigmiyoruz. Erhan gelir mi bugun?
- Evet, gelecek. Dun telefonda konustuk, iki kitap getirdim onun icin.
- Kesin gelecek yani.
- Evet.
- Cok iyi o zaman. Sorun kalmadi.
Lâle yanlarina gelir.
- Kacta cikacaksiniz burdan?
- Sekiz'de ders bitiyor.
- Uzgunum, ben o saate kalamam. Yedi'de evde olmaliyim.
Birbirlerine bakarlar. Koray, Serhat'a doner:
- Erhan kacta gelir acaba?
- Gecikmez. Saat kac simdi?
- Besbucuk. Cep telefonu yok, degil mi onun?
- Yok. Ama sorun degil, bana 'Alti'dan once orda olurum' demisti.

Koray, derse girmek zorunda olduklarini, eger isi cok onemli degilse
onlari beklemesini tavsiye ediyordu Lâle'ye. Fakat Lâle'nin isi onemliydi;
onemli oldugunu soyluyordu israrla.

Hic bir isi yoktu. Sikintidan patlamak uzereydi ama bunu insanlara anlatmak
o kadar zordu ki. Ankara'ya donmek icin cirpinmisti bir haftadir. Buraya
alisamiyordu, nedenini kestiremedigi bir sogukluk vardi bu sehirde. Ankara'da
da rahat degildi aslinda ama orda en azindan parklar vardi. Sessizlige
fazlasiyla alismisti. Oysa burasi cok kalabalikti, ve de cok buyuk. Eve
gitmek ve yatagina uzanip kitap okuyabilmek icin herseyini verebilirdi.
Yeni bir Oguz Atay almisti. Onsozunde 'Bu kitabi okuyacagin icin seni cok
kiskaniyorum' diyordu baska bir yazar. Bunun icin heyecanliydi da aslinda.
Korktugunu dusundu bir an, burdan, Istanbul'dan yani. Ankara hafifti, oylesine
hafifti ki, ozellikle parklarinda oturdugu zaman, adeta ayaklari yerden
kesiliyordu. Sanki onun yerine dusunuyordu sehir, onun yerine karar veriyordu.
Oysa burasi, butun agirligiyla cokuyordu insanin omuzlarina. Eve gitmeliydi.

- Lâle, ne dusunuyorsun? dedi Elif masada tek basina oturan kiza.
- Hic, dedi Lâle. Eve gec kalacagim diye korkuyorum. Benim dersim yok.
Serhat zaten bos. Istersen cikalim hemen.
- Bilmiyorum. Sizin kalkmaniza gerek yok. Ben de gidebilirim. Tamam,
sen otur, ben gidiyorum. Herkese selam soylersin.
- Emin misin?
- Evet evet, sorun degil.
- Bekle, seni yolcu edeyim o zaman. Serhat'a haber birakip geliyorum.
Serhat az once gelmis olan Erhan'la konusuyordu. Erhan'in ismarladigi
iki ders kitabi vardi. Elif yanlarina geldi.
- Aa Erhan, ne zaman geldin sen?
- Simdi geldim ama fazla vaktim yok, hemen ayrilacagim.
- Hoppala, bu gun de herkesin bir acelesi var nedense. Serhat, sen de
hazirlan, gidelim. Ben Lâle'ye haber veriyorum. Hatta, Erhan sen anahtarlari
ver bana...
- Kac kisiyiz, benim arabayi biliyorsunuz, sigmak zor olur.
- Sen dehil dort kisiyiz, dedi Serhat.
- Peki. Anahtarlari vermeye gerek yok, biz de geliyoruz.
Lâle binanin kapisinda bekliyordu. Siyah bir sapka vardi basinda.
Hafif bir ruzgar vardi. Uzun, yun salina sarilmis omzundaki cantayi
karistiriyordu. Onde Elif olmak uzere diger ucu de ciktilar.

Kafasindan resmini ciziyordu Lâle'nin. Esmer, diye biliyordu, bir de gozluklu.
Zayif, cukur yanakli, uzunca boylu bir kadin. Bu durumu Serhat'a aciklamakta
bir hayli zorlandiysa da -hatta Serhat yine de pek anlamamisti- onun hic de
yabanci olmadigi bir duyguydu. Serhat, birine asik olabilmek icin onu iyice
tanimak gerektigini, huyunu, karakterini iyice ogrenmenin cok onemli oldugunu,
aksi halde durumun siradan bir tutkudan oteye gidemeyecegini savunmustu.
Oysa Erhan, askin duyu organlariyla algilanamayacak kadar yuce ve hayatin
disinda olduguna inaniyordu. O yuzden onun icin ask, en guzel dustu. Onun
resmini yapmak, siirini yazmak, onun icin sarki soylemek... onu dusunmek,
aslinda onu duslemek, boyle bir sey olmaliydi ask. Ama Serhat onu surekli
yanlis anliyor, cinsellige karsi oldugu icin cagin gerisinde olmakla
sucluyordu. Cinsellige nasil karsi olunurdu ki! Dokunmak, tenlerin ozlemini
gidermek: bunlara karsi olmak aklindan bile gecmezdi Erhan'in. Ama o, bu
ozlemi seviyordu iste. Dokunmayi arzu ederek yasamak. Tipki yasamak gibi. Hep
bir seylerin yerine oturmasini, kisa bir an'da olsa rahatlamayi ummak, ama
olene kadar asla o rahatlik durumuna erisememek. Ask, yasama benziyordu, hatta
yasamin ta kendisiydi. Gercekten varoldugunu sandigi bir suru dus arasinda
silik bir kisilikle kendini ifade etmeye calismak ve dus olduklarindan bir an
bile suphe etmedigi butun o esmer kadinlara bakarak yureginin her zerresini
buyuk kurtulus gunune inandirmaya calismak: Bu yuzden 'ask, yasamanin tam
seklidir' sozunu dustur kabul ediyordu Erhan. Sonra cinselligin baska bir yani
daha vardi. Bir ihtiyacti ayni zamanda. Bu durtuyu kontrol etmek ona cok guc
geliyordu. Serap'i animsadi. Bir an bile ona asik oldugunu dusunememisti.
Oysa, o kadar cok anisi vardi Serap'la. Herhangi bir giz kalmamisti
aralarinda, en coskulu mutluluklari ve en dayanilmaz istiraplari birlikte
yasamistilar. Ama bazen kontrol etmek oylesine guc oluyordu ki. Sacmasapan
ayriliklar mesela. Yasami buyuk bir oyun olarak kabul ettirebildigi belki de
tek insan-ve tek kadin-di Serap. Resim bitmemisti.

Erhan heyecanini belli etmemeye calisiyordu fakat Serhat herseyden
haberdar, hinzirca gulumsuyordu. Elif:
- Siz tanismiyorsunuz, degil mi? dedi. Lâle dalgin gozlerle bakti
Erhan'a.
- Hayir, dedi sonra. Elif isimlerini soyleyip tanistirdi. Lâle
aceleyle memnun oldugunu soyledi. Erhan sadece gulumsedi. Bunu bile zor
yapabilmisti.

Kisa bir yuruyusten sonra Volsvpgen marka arabanin yanindaydilar.
Lâle:
- Bu sizin arabaniz mi? diye sordu Erhan'a sasirdigini gizlemeden.
- Evet, dedi Erhan. Biliyorum, biraz kucuktur ama idare edersiniz
artik.
- Hayir canim, bayilirim Vosvos'a.
Lâle one oturmak istemisti. Istemese bile Serhat ne yapip edip onu on
koltuga oturtmanin bir yolunu bulacakti. Yola ciktilar.
- Cok sasirdim, yani hic beklemiyordum. Biliyor musunuz daha once hic
binmemistim bu arabaya. Ama nedense cok hosuma gidiyor. Bir turlu binemeyisim
de ayrica ilginc oluyordu.
- Bunun icin ozur mu dilemeliyim? dedi gulumseyerek Erhan. Lâle daha
cok arabayi incelemkle mesguldu. Erhan heyecaninin gittikce arttigini
hissetmeye baslamisti. Sacmalamamak icin buna hemen son vermeliydi ama bu
pek kolay olmayacak gibiydi.
- Teyp calisiyor mu? diye sordu Lâle.
- Evet, dedi Erhan. Sonra elini uzatip kasedi cikardi.
- Torpido gozunde bolca kaset var. Begendigin bir tanesini
calabilirsin. 'Siz' yerine 'sen' demisti. Bunu bilincli yapmamisti ama gene de
utandi. Oysa Lâle onu farketmemisti bile.
- Tom Waits, Cohen... Bunlari mi dinliyorsun? O da 'sen' demisti.
Sorun yoktu oyleyse.
- Evet. Tanir misin?
- Cok iyidirler, evet, tanirim yani. Bunlar ne?
- Ezginin Gunlugu onlar, karisik.
Lâle bir sure daha kasetleri karistirdi. Yine sorular sordu, yine
sasirdigini belli etti. Sonra kasetlerden bir tanesini teybe takti. Sessizce
urperdi Erhan. 'Kadinlar cok acimasiz' dedi icinden. Ezginin Gunlugu
caliyordu.
Cani sikilmiyordu artik Lâle'nin. Adamin teki Istanbul'u butun
agirligiyla kaldirip otelere bir yerlere atmisti sanki. Goz ucuyla Erhan'a
bakti. Bir tuhaflik hissetti. Arabanin atmosferine bir seyler oluyordu. Sanki
yeni bir yolcu daha almislardi. Karninda bir yumak olustugunu sezinledi. Tuhaf
bir bulantiydi. Buyuk bir acinin habercisi gibi, bulanik... Ama cok gucluydu.
Tekrar bakti Erhan'a. Neredeyse 'Karnim agriyor' diyecekti. Kitap okumaliydi,
cantasini acti. Oguz Atay'i cikardi. Erhan kitaba bakti. Bir sey soylemeden
basini tekrar yola cevirdi.
- Kitap okur musun? dedi. Biraz sonra kusacak bir hasta gibi ezilip
buzulerek.
- Evet.
- Kimleri mesela?
- Ya, tamam, Oguz Atay'i okurum.
- Tanir misin, yoksa sadece okur musun? Bu soru! Erhan korkmaya
baslamisti. Bir seyler yoldan cikmisti. Bir tren mesela, her an buyuk bir kaza
olabilirmiscesine urperdi Erhan.
- Tanirim, dedi. Hatta pek okumadim, daha cok tanirim.
Lâle'nin yuzu asildi. Onune dondu. Kitaba bakamiyordu. Sanki pis bir
koku geliyordu sayfalardan. Basini cavirdi, disariyi seyretmeye basladi. Erhan
terliyordu. Bir sey olacakti, cok kotu bir sey!
- O'sun, degil mi sen? dedi Lâle sinirli olmaya calisan ama aslinda
acikli bir ses tonuyla. Erhan sustu. Terden sirilsiklam olmustu bir anda.
'O muyum?' diye sordu kendine. Yuregi aciyordu. Muzik: sanki hizla sariyordu
bedenini. 'Seni dusunmek, guzel sey. Seni dusunmek, umitli sey. Fakat artik
umit yetmiyor bana. Ben artik sarki dinlemek degil, sarki soylemek...'
- Hayir, dedi. Ben o degilim.
- Durdur arabayi, kenara cek! Hicbir sey duymuyordu Erhan. Sinyal
verip yavasca saga yanasti. Araba durmadan kapiyi acti Lâle, ve indi. Bir
filmden bir sahne geldi Erhan'in hatirina: 'Ayazda bir yurek'. Ayaz, bir
yurek. Gaza basti ve oradan uzaklasti.

Mehmet Batur
HiTNet


Mehmet Batur'un 'Yalnızlığa Övgü' hikayesi
http://epigraf.fisek.com.tr/index.php?num=793
Emre Sururi tarafından, 02/12/2001 tarihinde gönderildi.
Epigraf: Online Türkçe Edebiyat Arşivi | http://epigraf.fisek.com.tr

epigraf     Bir önceki eser:   İmge ve Serüvenleri / Özdemir İnce
<<< -- Rasgele bir eser -- >>>
   Bir sonraki eser:   Allegro ma non troppo / Haldun Taner