Epigraf, Uzak Ülke projesinin elemanıdır

Öyle dağıldın ki bana / Aşkın ağzımda kaldı | Haydar Ergülen

Kimsesiz Bir Atlıkarıncadayım / Selim İleri


Edip Cansever, 'Ben Ruhi Bey Nasılım'da sanki bir romanı "soyluyor".
Uzun şiirle roman arasında bag kurmak olsa olsa şiire haksızlık olur,
yine de 'Ben Ruhi Bey Nasılım'a bir romanın şiiri diyecegim, roman
olamayacak bir oz'un şiiri... Kişileriyle, dramatik catısıyla, cok yonlu
duygulanımlarıyla ve degişik zaman dilimleriyle bir yaşam dile getiriyor
yapıtta.

Ruhi Beyin sayıklamalarıyla birtakım anıları imgelemin de canlandırmasıyla
başlıyor şiir. Ruhi Bey, gecmişini deşiyor. Cocuklugunun, ilk gencliginin
bellekte bıraktıgı izleri kurcalıyor. Bahcelerden konaktan, taşları kırık
havuzdan soz ediyor. Butun bunlar Ruhi Beyin bellegindeki ortamı
simgeliyor bir bakıma. Gelgelelim Ruhi Bey, o bahcelerden ve konaktan
uzakta yaşıyor-otel odalarında. (Otel odalarını olaganustu bir yaşarlıkla
cizmiş Cansever:

"Kokular vardı ayrı ayrı, ben unutmuştum
Hepsi şimdi bir otelin kokusu
Kullanılmış camaşırların ve bavulların kokusu
Ve telefonların ve kapısı acık helaların
Ve hasta soluklarının, tozlu yer halılarının
Sabahlara kadar yanan ampullerin kızgın
Birbirine karışmış, degişmeyen kokusu")

Ruhi Beyin kendini tanımlayışı, başlangıcta, belirsiz bir imge:

"O ben ki
Bir kadında bir cocuk hayaleti mi
Bir cocukta bir kadın hayaleti mi
Yalnızca bir hayalet mi yoksa."

Ama bu belirsiz imge, sayıklamalar, şiirin obur bolumlerinde kesin
acıklıklara ulaşıyor. Ruhi Beyi tanıyan, onun gundelik yaşayışında yeri
bulunan silik adamlar konuşmaya anlatmaya başlıyorlar. Kim bu Ruhi Bey?
Bir cicek sergicisi soze başlıyor, meyhane garsonuyla patron işe
karışıyor ve giderek coken, surecini dolduran bir dunyanın simge kişisini
tanımlıyorlar. Ruhi Beyin "hayalet" varlıgının nedenlerini, sonuclarını
ogreniyoruz.

'Ben Ruhi Bey Nasılım' şiir dışı her şeyden arınmış bir yapıt. Bu yuzden
romanı cagrıştıran atmosferini ozetlemeye kalkışmak yersiz... Yalnız
şunu demek istiyorum: Yapıtta bir roman dunyası sitemli bir şekilde
butunleniyor. Hicbir imge, hicbir tanımlama, hicbir ses boşlukta kalmıyor.
Cansever bu şiirden once yuzlerce sayfalık bir roman yazmış diyecegim
neredeyse, Joyce'u, Faulkner'i anımsatan bir roman. Sonra bu romanı
suzmuş, elemiş, okuru en kısa yoldan etkileyecek dizelere donuşturmuş.

Bir dram soz konusu. Bu Ruhi Beyin cokuşunde odaklanır sanısını
uyandırıyor ya, ben bir otel katibinde daha yogunluk kazandıgını bir
genelev kadınında daha aşkınlaştıgını soyleyecegim. Katibin kendisiyle
hesaplaşması okuru kahrediyor:

"Anlamadıgım şu
Ben neden bir otel katibiyim
Eskiyim, renksizim kimsesizim
Yontulmuş kalemlerden, sosisli sandviclerden igrenirim
Papazlardan, homoseksuellerden igrenirim
Kız kurularından ve saldırgan dullardan
Ve yaşlı adamların sararmış dudaklarından
Ve deli saraylılardan, onların aybaşı kokularından
Kendimden kendimden (...)"

Bu dizelerde katip kimligine burunmuş bir bilinci sezeriz. igrenildigi
ileri surulen kimlikler Ruhi Beyin yaşadıgı ortamda igrenilmeyecek,
tersine uzerine duşunulecek dramların tanımlanmasıdır. Her şey yara
gibidir o dunyada. Bozuşmanın kokuşmanın sarsıntısını en cok ozel
katipleri, kız kuruları, homoseksueller duyumsamaktadır. Birkac dizeyle
gecilen kimlikler, Ruhi Beyin bellegindeki izler gibi okurda yer edinir.

ikilemlerin cevresinde gezinir Cansever:
"(Olmaz ki, kimse kimseyi sevemez
Ama hic kimse.)" der, gercekte sevgiyle bagdaşık olmak icin soylenmiştir
bu dizeler. Genelev kadını, bir kez yattıgı bir adamı boyuna cogullar.
Binlerce kez, yalnız onunla yatar, yalnız onu sever, her hatırladıgında
bir "kurtarıcı"nın tasvirine, ikonasına donuşturur onu.
"Ama belli sonundayız her şeyin
En sonunda" denildiginde, şairin ve insanın yeni bir şeye gebe oldugunu
da biliriz. Buyuk duyarlıklar, gorkemli acılar artık onemini yitirmiştir.
Olulerin arasından sıyrılan bir Ruhi Bey, ya da cok başka kişiler soz
konusudur. Ozgurlugunun bilincine varan insandan konuşabiliriz artık.

Her gun onunden gectigimiz yolları, dukkanları bize bambaşka bir bakış
acısından gosteriyor Cansever. Kurk tamircisi Yorgo, karısı Anjel, ucu
de sıradanlıklarını yitirip şiire varıyorlar. Bir limonluktan, bir
yangın yerinden gecerken ister istemez anımsanacak Ruhi Bey.

Ruhi sınıfsal kimligi tukenirken binalar, caddeler, meyhaneler ve en
onemlisi ciceklerde (dogada) yıkımla karşılaşır. Binalar karanlıktır,
kohnemiştir. Caddelerde cenaze kaldırıcıları gezinmektedir. Meyhane
garsonları "yaz kırıkları"nı duyumsarlar surekli. Karabasandan orulmuş
bir dunyadır bize sergilenen. Olumun eşiginde bunlardan soyutlayabiliriz
kendimizi. Gocen, coken bir simge-kişi bize yeni başlayanın, daha
saglıklı olanın muştusunu taşır.

Edip Cansever'in kişileri gercegin dış gozlemlerini, dış yapısını dile
getirmiyorlar. Tersine şair onların kimligine burunuyor, onlar adına,
onların agzından konuşuyor. Cok ilginc bir tutum bu. Boylelikle
yalınkatlık ortadan kalkıyor, ama şiir, bir meyhane garsonunun agzında
iri iri sozlere de bulaşmıyor. Tabii bu şiir dendiginde kılı kırk yaran
bir ustanın titizligi, olagan titizligi.

'Ben Ruhi Bey Nasılım' oyle uzun bir şiir ki, insan bomboş bir eglence
parkında, atlıkarıncaya binmiş, kendi kendini dondurmek zorunda kalıyor.
Ruhi Beyin kuyumlara boguldugu o korkunc konagı, taşları kırık havuzu,
curumenin boylesini kahverengi fotograflardan izliyoruz. Ruhi Beyin
burjuvalarla (konagıyla) anlaşamaması, ozdeşlik kuramaması bir cılgınlıga
dek uzanıyor. Toplumsal yaşamın tek tutamagı da Ruhi Bey acısından bu
degil mi?

Selim İleri
HiTNet - Politika, 27 Mart 1976


Selim İleri'den Edip Cansever'in 'Ben Ruhi Bey Nasılım' şiiri üzerine inceleme
http://epigraf.fisek.com.tr/index.php?num=303
Emre Sururi tarafından, 09/02/2001 tarihinde gönderildi.
Epigraf: Online Türkçe Edebiyat Arşivi | http://epigraf.fisek.com.tr

epigraf     Bir önceki eser:   Memleket Oteli / Metin Altıok
<<< -- Rasgele bir eser -- >>>
   Bir sonraki eser:   Edith Piaf / Jean Cocteau