Epigraf, Uzak Ülke projesinin elemanıdır

Aşkım değilsen haber ver benzerimi | Cemal Süreya

Orhan Veli'nin Yanlışı / Cemal Süreya


Orhan Veli'nin kavgası edebiyatımızın en büyük kavgasıdır, buna
inanıyorum. Bu kavganın yurdumuzdaki bütün şiir köklerini büyük büyük ırgalayan
bir işlevi oldu. Irmağın yatağını daha doğal bir vadiye indirdi. Şiire kasket
giydirdi, sivilleştirdi onu. Bugünkü şiir verimleri onun da verimleridir biraz.
Ama şiiri? Ben öteden beri ne zaman Orhan Veli'nin şiirine yaklaşmak,
ısınmak istediysem, başaramadım. Hep ters geldi bana. Başlangıçta aynı noktadan
çıkan Oktay Rifat'la Melih Cevdet'e karşı durumum bambaşka olmuştur. Onların
şiirinden çok şey öğrendim. Sanırım, bizim kuşak şairlerinin çoğu da aynı duygu
içindedir. Çünkü bu iki şair, Orhan Veli öldükten sonra sanatlarında büyük bir
aşama yaptılar, geliştiler. Orhan Veli ise krizalit döneminde kaldı. Belki o da
yaşasaydı şiirini tam anlamıyla kuracaktı. Kurabilecek miydi acaba? İkiyüzlü
bir sevgi gösterisi demek olan bu soruyu sormamak daha iyi. O zaman, daha
ikiyüzlü bir cevapla karşılaşmak mümkündür: şiirini kurmadan ölmemek de şairin
bir güçlü yanı değil mi?
Ben Orhan Veli'nin şiirinde baştan itibaren çok büyük bir eksiklik, çok
büyük bir hata buluyorum. Bu, bir görüş ayrılığı değil, anlayış farkı değil,
şiiri temelinden tehlikeye düşürdüğüne inandığım bir şey. Şu:
Bilmem yanılıyor muyum, Orhan Veli, büyük kavgasını sürdürürken eski
sanata karşı cevaplarını yazılarında değil, hep şiirlerinde vermek istedi; başka
türlü söylersek, yeni bir şiir ne olmalıysa onun değil, eski şiir ne değilse
onun çevresinde dolanmaya başladı. Bu onu sınırladı. Tam anlamıyla özgür
olmasını daha ilk noktada engelledi. Bu yüzden yeni bir sanatın gizli, el
değmedik olanaklarını kazanmaya pek fırsat bulamadı. Oysa yeni şiir, eski
şiirin tersi değil, çok daha başka bir şeydi.Yeni bir sanat girişimi, kendi
diyalektiği ile ve kendi açtığı alanlarda hareket etmeliydi; eski sanata karşı
cevapları, tepkileri, yeni alanlardan kaldıracağı hasatla gerçekleştirmeliydi.
Orhan Veli bu yola giremedi, asıl şiirini yazamadı.
Orhan Veli, şiirlerinde eski şiirle o kadar uğraştı ki, kendi sanatının
estetik yönüyle ilgilenmeye pek vakit bulamadı. Oktay Rifat'la Melih Cevdat
Anday'ın Orhan Veli'nin ölümüne yakın zmanlardaki şiirleri de öyledir. Bütün
gemileri yakmanın neşesi içindedirler ama, bir yetinme duygusunu yaşadıkları,
ötesini pek fazla düşünmedikleri de anlaşılmaktadır.Mısra yok, ölçü yok, müzik
yok, imge yok, güzel yok, kafiye yok, metafizik yok, dram yok. Ve bunlar eski
şiirde var diye yok. Üstelik o sırada yardımcı malzemeye çok ihtiyacı olan Orhan
Veli'nin lşiir,ötesi alanlardan da yararlanmak istemediğini görüyoruz. Tarihsel,
toplumsal verilerle, felsefeyle, coğrofyayla ilgilenmiyor hiç. İşe sıfırdan
başlamak istiyor.
Bu sıfırdan çok şey doğabilirdi. Ama kendi gelişimini özgür bırakmak,
bu arada bütün malzemeyi, bütün şiirsel durumları kendine koşullandırmak
suretiyle.. Bİr de yeni yapıyı daha entellektüel planda kurmak suretiyle.. Oysa
Orhan Veli halk gibi, hatta "halk olarak" yazılan bir şiirin peşindeydi. "Halk
için halk tarafından". Bence çıkışındaki biçim başkaldırması bu amacını
zararlandırıyordu. Garip'teki afacan şiirlerin sonra sonra Yaprak'taki toplumsal
yergi şiirlerine dönüşmesi belki de bu çelişkinin giderilmesi için atılınmış
bir serüvenin sonucu oluyor.
Aslında Orhan Veli'nin bütün şiirleri eskşi şiire bireryergisidir desek
yeri. Ama ters yönden de olsa yine eski şiirden çıkar bunlar. Bu yüzden iyice
formalist bir yapıları vardır. Güzelliklerini, değerlerini,hiç değilse
tuhaflıklarını eski şiirden alırlar. Sözgelimi "Kitabe-i Seng-i
Mezar"larınvarlık gerekçesi eski şiirlerin tutumuna bağlanır: "Lopinaların en
harelisi", Ahmet Hamdi'nin "Minarelerin en ilahisi" mısrası ile eğlenmektedir:
"Rakı şişesinde balık olsam", "Göllerdebu dem bir kamış olsam"ı yıpratır.
Bukonuda dolaylı, dolaysız örnkleri istediğimiz kadar genişletebiliriz.
OrhanVeli'nin bütün şiirlerinde böyle bir tutum görüyoruz. Gerçi; "Dalgacı
Mahmut", "Kapalıçarşı" gibi özgün ve eski sanattan bağımsız şiirleri de var.
Ama çok az. Bence asılgüzel şiirleri de böyle şiirleridir. Çünkü bu şiirler
yeni bir hava sunuyor, yeni bir şiirsel ağıntı kuruyorlar. Sadece edebiyat
tarihçisinde değil, şairde de tükenmez ve adlandırılmaz bir kıpırtı, bir
karıncalanma doğurabiliyorlar. Yeni şiirsel özlere köprü kurabiliyorlar.
Orhan Veli'nin edebiyat hayatımızda hiçbir şairinkine benzemeyen bir
kaderi oldu. Yeni şiirimizin, işlev olarak kurucusu olan bu adamkuramını
yazılarıyla değil, başka iki şeyle yaptı: Hayatıyla ve şiiriyle. Hayatıyla,
çünkü Orhan Veli hayat tarzıyla, sakalıyla, tipiyle, serüvenleriyle, hakkında
çıkarılan hikayelerle de yeni şiirin kuruluş yıllarında büyük rol oynadı.
Şiiriyle, çünkü Orhan Veli, yazacağı makalaleri, daha doğrusu fıkraları da
şiirinde vermeye alışmıştı. Dikkat edilirse, sözgelimi Yaprak dergisinde şiir
üstüne en az yazı yayımlayan odur.
Nazım Hikmet eşyanın ve olayın korkunç bir röportajcısıydı. Eski şiire
birçok yerden bağlı olduğu halde, bu bağlılıktan korkmamış ve sonuçta şiirini
çok yeni, çok zengin olanaklarlaenine boyuna donatmıştır. Orhan Veli ise
şiirlerinde şenlikli ve alçakgönüllü bir günlük yazarı niteliğinde iken,
girtdiği serüvende en çok korktuğu şeye, eski şiire takılıp kaldı; eski şiirin
geleneğinden negatif parodiler çıkarmaya çalıştı; Nazım Hikmet'ten çok daha
köklü, çok daha önemli bir kavgaya girmek istedi, bir öncü kimliğinde, Türk
şiirine kazandırdı o kavgayı; ama bu arada kendi şiirinin şehit düşmesini de
önleyemedi. Ölümünden on beş yıl sonra bakıyoruz ki tüfeği depoya konulmuş
çoktan. Orhan Veli kavgadan hiçbir zaman başını alıp Melih Cevdet'in "Aı"sı,
Oktay Rifat'ın "Telefon"u gibi bir şiir yazamadı. Eksik kaldı. Yeni bir şiiri
öneren, köklü bir sanat devrimini getirmeye çalışan birçok şairin, sanatçının
eski sanatla alay eden, ona takılan birçok eskizleri olmuştur. Ama bunun yanı
sıra onların hiçbiri o yeni şiirin, o devrimin yörüngesinde onun iç gelişmesine
bağlı ürünler vermeyi deihmal etmemiştir. Gerçeküstücülerin de vardır böyle
deneyleri. Ama sözgelimi bir André Breton oturup "Serbest Birleşme"yi de
patlatmıştır.
Orhan Veli böyle. Türk şiirinin kavgasını kazandı. KEndi şiirinin
kavgasını kaybetti. Öyle sanıyorum ki hepimizin onun serüveninden alacağımız
büyük dersler var.

(1967)

Cemal Süreya
Günübirlik


Cemal Süreya'nın gözüyle Orhan Veli
http://epigraf.fisek.com.tr/index.php?num=288
Emre Sururi tarafından, 08/02/2001 tarihinde gönderildi.
Epigraf: Online Türkçe Edebiyat Arşivi | http://epigraf.fisek.com.tr

epigraf     Bir önceki eser:   Karne / Cemal Süreya
<<< -- Rasgele bir eser -- >>>
   Bir sonraki eser:   Sıcak Nal / Cemal Süreya