Epigraf, Uzak Ülke projesinin elemanıdır

Cehennem diğer insanlardır. | Jean Paul Sartre

Cenk Kitapları / Cemal Süreya


Cahit Öztelli'nin derlediği şiirlerinden birinde Pir Sultan Abdal şöyle
diyor: "Ali padişahtır Muhammed vezir". Ben bu sözün Pir Sultan Abdal'ın
oamayacağı kanısındayım. Çünkü bütün şiirlerinde Muhammed'le Ali hiç değilse
bir gösterilir. Tek bir kaynak, tek bir "makam", tek bir ışık gibi.
Yıllarca Anadolu'da okunmuş, zamanla kısaltılmış, kimi yerleri değişikliğe
uğramış, hatta yeniden uydurulmuş cenk kitaplarında da böyle bir anlayışa
rastlamıyoruz. Bu kitaplarda hemen hemen bütün serüvenler Muhammed'in Ali'yi
görevlendirmesiyle başlar. Tarihsel gerçeğe aykırılık serüvenin kendisindedir,
Ali'nin güçlerindedir, çevresindeki öbür kişilerde, silah arkadaşlarındadır,
onu Peygamberle ilişkisinde değil.
Hazreti Ali cenklerinde, genellikle, İslam tarihinde belli savaşlardan söz
edilmez. Hayber kalesi, Amr ibni Abdut Cengi gibi gerçek, herkesçe bilinen
savaşlardaki serüvenleri anlatan kitaplar azdır. Cenk kitapları İslam
yayılmasının efsaneleridir, bir yandan İran ve Hindistan'a, bir yandan Kuzey
Afrika'ya doğru bir yayılma. Bu kitaplarda öbür kumandanlardan, bunların
yaptıkları gerçeksavaşlardan, hatta savaşılan ülkelerin gerçek adlarından söz
edilmez. Ya da kumandanlar ikinci derce kişiler olarak gösterilir. Sözgelimi
Ömer zamanında İran'a gönderilen ordunun başkumandanı Sâ'd İbni Ebi Vakkas'tı.
Oysa cenk kitaplarında Haverzemin ve Billûru Azâm'da Sâ'd İbni Ebi Vakkas'ın
rolü pek büyük değildir. Her şey gelir Hazreti Ali'nin gücünde düğümlenir.
Ayrıca bu kitaptaki savaşlar, serüvenler Peygamber zamanında olmuş gösterilir.
Osman zamanında Mağrıba (Kuzey Afrika) gönderilen ordulardan da söz edilmez.
Olay, peygamber zamanında ve Hazreti Ali'nin kişisel gücüne bağlanarak
geliştirilir. (Berber Kalesi).
Cenk kitaplarında Hazreti Ali'nin tam bir tanımı yapılmaz. Yalnız,
hükümdarlara çaşıtların taşıdığı bilgilerden, okur onun "tıknaz", "çok
heybetli" biri olduğunu anlar. Kitaplara konan resimler de (ki bunlar çok
değişiktir) bu izlenimi uyandırır. Hazreti Ali daha çok Zülfükar adlı
kılıcıyla, Düldül adlı atıyla (bazı tarihlerde bunun katır olduğu
belirtiliyor) ortaya çıkar. Kendisine Peygamber tarafından armağan edilmiş
"iki çatallı" bir kılıçtır Zülfükar. İngiliz efsanesindeki Kral Arthur'un
"ekskalibür"ünden çok daha yüksek niteliklere, hatta becerilere sahiptir. Kan
Kalesi cenginde Zülfükar'ın uzadığı ve her çalışta yüz kırk kafirin başını
getirdiği yazılmıştır. Düldül, bir çiftede birkaç kafiri "helak" edebilen bir
attır. Aynı zamanda Zülfükar'ın bekçisidir. Sahibi olmadığı zamanlarda onu
dişlerinin arasına alarak düşmandan kaçırır. Cenk kitaplarında Hazreti Ali'nin
başka birçok adı vardır: İmamı Ali, Emirülmüninîn, Merdimeydan Şahımerdan,
Sahibi Zülfükar, Allahın Arslanı vb. Kırk kadar adı vardır. Bundan ayrı,
kafirlerin yanında takma adlar da kullanılır. Hükümdarlara kendini bezirgan,
ya da pehlivan olarak tanıttığı olur. Güç durumlarda okuduğu bir dua vardır
(İsmi Azam duası); o duayı okuyunca bütün güçlükler ortadan kalkar. Ama
Hazreti Ali bu duaya her zaman başvurmaz.
Cenklerde Hazreti Ali'nin çevresinde hemen hemen aynı kişiler vardır: Sâ'd
İbni Ebi Vakkas, Ebül Muhsin, Halit Bin Velid, Mâlik Eşter. Bunlara bazı
öykülerde Sâ'd İbni Ebi Vakkas'ın kızı Dilfuruz, Amr İbni Madi Kerb,
serüvenlerin sonlarında kimi zaman Hazreti Ali'nin oğulları Hasan ve Hüseyin
de katılmaktadır. Sâ'd İbni Ebi Vakkas, bilindiği gibi, İslam tarihinde ünlü
kumandanlardandır. Özellikle Halid Bin Velid İslam yayılmasında en büyük emeği
geçmiş askerlerden biridir. Oysa cenk kitaplarında bu rolü Hazreti
Ali'ninkinin yanında küçülmektedir. Bu kitaplarda Hazreti Ali, İslam'ın gizil
gücü, bir çeşit Tanrı soluğu olarak görülür. Hiçbir zaman kişisel hırs ya da
eğilimle adam öldürmemektedir. Tanrısal bildiriyi yaymaktır onun görevi. Her
şey Muhammed Hanefi Cengi'nin şı ilk iki dizesindeki gibi gelişir:
Ali gitti Kayseri Rum üstüne / Cümlesini dine davet kastine / Dedi ana ol
imana gelmedi / Kesti başın İslam nasip olmadı.
Hazreti Ali, ilke olarak, karşısına çıkan her kafire Müslüman olmasını
söyler. Bu isteği geri çevrilince Zülfükar'ı çalar, kafirin başını gövdesinden
ayırır. Savaş sırasında çeşitli taktiklere, kurnazlıklara başvurmaktan
çekinmez. Hiç yenilmez, yaralar aldığı olur, ama hiç tutsak düşmez. Savaş
aralarında, geceleri, dinlenme zamanlarında düşünde Resulü Ekrem'i görür.
Resulü Ekrem, ona yakın zaferi müjdeler; ya da bazı bilgiler verir. Ertesi gün
de savaş zaferle sonuçlanır. Savaş diyorsam, bir kişinin, ya da birkaç kişinin
bir orduya karşı, bir ülkeye karşı savaşı söz konusudur. Kimi zaman da "tabl ü
kare" arasında iki ordunun birbirine karıştığı görülür. Ama az rastlanan bir
durumdur.
Ebül Muhsin, Haverzemin ve Billûrü Azam cenginde rastlanan bir yiğit. Bazı
öykülerde Hazreti Ali'nin oğlu olduğu söylenir. Kan Kalesi cenginde de var
Ebül Muhsin. Hazreti Ali onu yenmiş ve Müslüman etmiştir. Mâlik Eşter (bazı
basımlarda Mâlik Ejder) ise yiğitliği ve yakışıklılığı ile cenklerin
"jönprömiye"sidir. O, öbür cengaverlere göre insancıl tutkularıyla göze
çarpar: Aşık olur, tutsak düşer, fantezileri vardır. Dilfuruz ise erkekler
gibi kılıç sallayan yaman bir kızdır. Okur, onun bir gün Mâlik Eşter'le
evlenmesini bekler.
Bir deazatlı kölesi vardır Hazreti Ali'nin: Kanber. Kanber cengaver bir
kişi değildir. Hazreti Ali'nin başka dostları da vardır; her kitapta değişen
bu dostlar onun Müslüman ettiği ya da gönüllü olarak İslam saflarına katılmış
yeni yüzlerdir. Her serüvende olaylar onlarla da gelişir. Sözgelimi Hazreti
Ali bir mağaraya girer, orda Hazreti Süleyman döneminden beri
kendisinibekleyen genç bir kadına rastlar; kadının görevi mağaranın denize
açılan bir ucundaki tılsımlı fil heykeli hakkında Hazreti Ali'ye bilgi
vermektir. Devler, ifritler, cadılar ve filler... O dönemde fillerin de
olağandışı yaratıklar gibi algılandığı görülüyor.
Bütün öyküler dağınık, ama halkın anlayabileceği bir dille yazılmıştır.
Cenk kitaplarında her şeyHazreti Ali çevresinde döner. Öbür kişilerin
başlarından geçen olaylar az ve kısa bir oylumda verilir. Oysa, sözgelimi
Eba Müslimi Horasani'de tarihsel kişi bir yerde bırakılmakta, olaylar
yaratılmış yeni tiplerin serüvenlerine yöneltilmektedir. Bu efsanedeki Ahmedi
Zemci'yi, Mızrabı Cihangir'i, Behzad'ı örnek olarak gösterebiliriz.Son
yirmiotuz yıliçinde yeni yazılmış cenk kitaplarında da yan kişilere dayanan
bir yapı kurulmak istendiğine tanık oluyoruz. Ne var ki, bu kitaplar
tutunamamıştır. Bazı eski cenk kitapları da Cumhuriyet döneminde yeni yazıyla
yayımlanmamıştır: Gazavat-ı Bahr-ı Umman ve sanduk gibi.
Bu kitapların başlangıçta manzum olduğunu söyleyenler var. Olabilir.
Ancak, ben Muhammed Hanefi Cengi dışında bu niteliği taşıyanına rastlamadım.
Sıvas'ta bulduğum taş baskıları da hep düzyazı düzeni içinde yazılmıştı.
Mevlud'a ek olarak basılan Kesik Baş, Geyik gibi efsaneler de manzumdur.
Ancak, bunların yazarı belli (Konyalı Kirdeci Ali).
Cenk kitaplarının Hazreti Ali'nin bıraktığı insancıl, bilge görüntüsünü
yansıtmadığını, gerçek hayatından hemen hiçbir ayrıntıyı kapsamadığı, ayrıca
o dönemin hayat sahnelerinden çizgiler taşımadığı görülüyor. Çeşitli cenklerin
başka başka yazarlarca kaleme alınmamış olması da arada terslikler
tutarsızlıklar yaratmış. Kitaplardaki resimler derseniz, onlar da çok değişik,
ve çok ilkel. Dinsel resimlerle, ya da Anadolu halk resmiyle hiçbir ilişkileri
yok bunların. Bilmem, en eski baskılarda da böyle miydi bu.
Sir Thomas Malory, "Yuvarlak Masa Şövalyeleri"nin serüvenlerini toplamaya
başladığı zaman, kuşkusuz, o efsaneler de dağınık, perem pürçük bir
durumdaydı. Ama Sir Thomas Malory onları yeniden yazıp yayımladıktan sonra
İngilizmitolojisinin kaynağı onun Kral Arthur'ün ölümü adlı yapıtından akmaya
başlamış, o mitoloji o kitapla özdeşleşir olmuştur.
Bugün de, cenk kitapları kendilerini tutarlı bir biçimde toplayacak yazarı
bekliyor.

Cemal Süreya
Şapkam Dolu Çiçekle


Cemal Süreya'nın 'Cenk Kitapları' yazısı
http://epigraf.fisek.com.tr/index.php?num=280
Emre Sururi tarafından, 08/02/2001 tarihinde gönderildi.
Epigraf: Online Türkçe Edebiyat Arşivi | http://epigraf.fisek.com.tr

epigraf     Bir önceki eser:   Mektuplar / Cemal Süreya
<<< -- Rasgele bir eser -- >>>
   Bir sonraki eser:   Cıgarayı Attım Denize / Cemal Süreya