bkz: epigraf'a ne oldu? epigrafdelft de neyin nesi?
epigrafdelft

Kafka'nın Gözleri Hala Üzerimizde  

Kafka'nın Gözleri Hala Üzerimizde / Serdar Güney

James G. Ballard romanında, geleceğe ait bir dünyayı bugüne
yatırmıştır. Dikkat edilirse romanda bugün ve yarının kişiselleştirilmiş
olduğu göze çarpar. James Ballard arayışlar içindeki bir kişi olarak bugünün
dünyasını ve bu dünyanın insanını, Vaughan ise sona iyice yaklaşan, değişime
uğramış bedeniyle yarının dünyasını ve bu dünyanın insanını temsil eder.
Öyküde pop kültürünün bir fetiş simgesi olan otomobiller hem bir cinsel imge,
bir arzu nesnesi olarak, hem de insanların kendilerini aradıkları bir alan,
bir mabet olarak çıkıyor karşımıza.

Öykünün bir Kafkaesk olmamakla birlikte, Kafkaesk öğeler taşıdığı
söylenebilir. Şimdi bu öğelere bir bakalım:

1) Kafka'nın "Değişim"inde olduğu gibi "Çarpışma"da da öykü ana olayın
son aşaması şeklinde sunulur. Kafka'nın sıkça başvurduğu bir yöntemdir bu.
Gregor Samsa'nın bir böceğe dönüşümünü değil, bu dönüşümden sonraki halini
anlatır Kafka. Yine aynı şekilde "Dava"da Joseph K.'nın tutuklanışının,
"Şato"da kadastro memuru K.'nın köye varışının öncesini aktarmaz. Olayların
ilk bölümü hep ilk cümlede olur biter. "Çarpışma"da da aynı şekilde,
yabancılaşmışlık, soğukluk, tatminsizlik bize daha filmin başında verilir.
Yani esas "çarpışma" -insan teknoloji çarpışması- daha önce geröekleşmiş,
bireylerse yabancılaşma sürecini yaşamaya başlamışlardır.

2) "Dava"da Joseph K. içinden asla çıkılamayan labirent niteliğindeki
bir kurumla karşı karşıyadır. Kahramanımız bu çıkışsız labirentin çıkışını
ararken kişiliğini yitirir. O bulunamayan çıkışta ölüm onu bekliyordur.
"Çarpışma"da da aynı durum söz konusudur. İçinde yaşanılan sistem ve ilişkiler
yumağı öylesine karışıktır ki, dev bir labirenti andırır. Totaliterleşmiş
teknolojik iktidar tıpkı Kafka'nın romanlarındaki "bürokrasi" gibi
merkezileşmiş, kurumsallaşmış ve böylece çıkışı bir türlü bulunamayan, bulunsa
da bu çıkış hep ölüme açılan bir labirente dönüşmüştür. Nitekim Vaughan'ı
hikayenin sonunda ölüm beklemektedir -romanda bu şekilde biter hikaye- ve
kaçınılmaz olan da budur.

3) Joseph K. bir sabah ansızın odasına dalıveren, kim olduğu belirsiz
iki kişi tarafından sorgusuz sualsiz tutuklanır. Kahvaltısı kendisini
tutuklayanlarca yenir, elbiseleri didiklenir ve göz hapsine alınır. Yine
kadastro memuru K. da tıpkı Joseph K. gibi bir türlü yalnız kalamaz. Frieda
ile sevişirken bile iki kişi tarafından izlenir. Gregor Samsa ise, böceğe
dönüştükten sonra, ailesi tarafından rahatsız edilir. Çalıştığı kurumun
çarkını ifade eden saat tiktakları odasını kaplar. Samsa bu şekilde kendi özel
durumunu unutur ve "dışarı"ya ulaşmak için çabalar.

Bu çaba aynı zamanda "dışarı"nın, kendinde ulaşması içindir de. Çünkü
huzurun ancak dışarıda olduğu bir zamandır yaşanılan. Özel hayat böylece yok
olur. Kafkaesk'te önemli bir yer tutan, özel hayatın çiğnenmişliği teması
"Çarpışma"da da görülmektedir. Özel yaşam, pop kültür olarak izah edilebilecek
bir teknoloji fetişi kültünün adeta kurumlaşarak bireyin önüne geçmesi ve
üzerine çökmesiyle yok olmuştur. Bu, hikayedeki karakterlerin devamlı olarak
hem teknolojinin bireyi kapsamışlığını, hem de daralmış bir yaşam alanını
ifade eden otomobil içinde birbirleriyle yatmaları ve sonra birbirlerine
anlatmalarıyla aktarılır. Her şey, tüm özel durumlar göz önündedir. Saydamdır.
Hem de bir otomobil kazası kadar.

4) Kafka, "Değişim" romanında, yaşanılan sistemin çarkları arasında
-sosyolojik ve psikolojik anlamda- sıkışıp kendinden kopan, kendini yitiren,
özünden uzaklaşan bireyin uğradığı mutasyonu alegori yoluyla anlatmıştır.
"Çarpışma"da da buna koşut olarak, böyle bir dünyanın karakterleri anlatılır.
Burada da her "Çarpışma" aslında, yaşanılan sosyal ve psikopatolojik bir
rahatsızlığın ilerlemesinin, daha da ileri olarak, maddesel dünyanın tinsel
dünyayı çarpıtmasının ve bireylerin mutasyona uğramasının bir alegorisidir
anlatılan.

5) Kafka'nın kahramanları hep kendi yaşamlarının ürkünçlüğünde
kıstırılmışlardır. Gregor Samsa'nın hikayesindeki özü tıpkı Joseph K.'nınki
gibi kendi yaşamının ürkünçlüğünde gizlidir. Böceğe dönüşmüş bedeninin ve aile
ilişkilerinin trajikliğinin ürkütücülüğüdür bu. "Çarpışma"daki karakterler de
aynı konumdadır. Yaşamlarındaki ürküntü vericilik ve kıstırılmışlık, bedensel
çarpıklıklarla -Gregor Samsa'da olduğu gibi- ve otomobil imgesiyle sağlanır.
Bireylerin tüm yaşamı, bir otomobil içine ve bu otomobilin içindeki çarpık
bedenlerine sıkıştırılmıştır. Buradaki ürkünçlük Vaughan'ın sakat karısına,
otomobile binmesi için yardım eden oto satıcısının yüz ifadesinden tüm
dehşetiyle okunabilir. Onlar bu çarpıklık, sıkışmışlık ve ürküntü vericilikten
asla kurtulamayacaklardır. Tıpkı Gregor Samsa gibi.

6) Kafka'nın "KArar" adlı öyküsünde baba, bir tanrısal güç gibi,
oğluna kendini boğarak öldürmesini buyurur. Oğul da kendini bir ırmağa atar.
Bu, "Çarpışma"da teknolojik egemenliğin insan üzerindeki determinizminin bir
sonucu şeklinde ifade bulur. Öyküde adeta bir teknolojik tanrı,
kahramanların metalik iç sesi ve kendilerini cinsel hazlara gömerek
öldürmeleri yolunda dürtüleyen bir güç olarak, her cinsel ilişki ölüme yollar.
Her kaza, her cinsel ilişki birbirine koşut biçimde birer ölüme atlayıştır
aslında.

"Ölüme Atlayış" 20. yy'ın bir özeti niteliğinde adeta. Franz Kafka
daha bu yüzyılın başında bu "ölüme atlayışı" kendine özgü üslubu ve o müthiş
dehasıyla yazılarına konu etmiş; ölüme atlayış, onda, otoritenin
hükmediciliği, bu hükmedici karşısında insanın umutsuzluğu, dışlanma
korkusunun getirdiği konformizm, gerçeğin sanallaşması, "özel alan"ın yok
olması gibi konularla hayat bulmuştu. Günümüze baktığımızda da değişen bir
şeyin olmadığını, insanın kuşatılmışlığının ve yenilmişliğinin, daha da
arttığı, ölüme atlayışın sürdüğü görülmektedir. İşte, "Çarpışma"nın yazarı
James G. Ballard ve romanı sinemaya uyarlayan David Cronenberg de bizi, daha
da uç noktalara götürerek, "Artık kaçacak yerimiz kalmadı, aklımıza yenik
düştük," diyerek kendilerine özgü şoklarıyla uyarıyorlar. Ve sanki Kafka da,
kısacık yaşamının her anına egemen olan o ikircikli ruh halini yansıtan
kahramanlarıyla birlikte bir yerlerden bizi izliyor gibi.





Kafka'nın Gözleri Hala Üzerimizde,  Serdar Güney (Düzyazı - Tam)
Kaynak: yine hişt, ağustos-eylül 97, #35.
Gönderen: Emre Sururi, 08/02/2001  

Epigraf: Online Edebiyat Arşivi, http://epigraf.fisek.com.tr

epigraf     Bir Önceki Eser: Mirabo Köprüsü - Guillaume Apollinaire
 Rasgele Bir Eser 
   Bir Sonraki Eser: Babam Benden Hiçbir Şey Anlamıyor - Barış Pirhasan

Arama yaparken "and", "or" ve "not" kullanabilirsiniz.
Eğer bunlar kullanılmazsa, her kelimenin olduğu metin aranacaktır.
Yapacağınız arama sadece eser açıklamalarını içerir, eserin içeriğini değil!

Aranacak Kelimeler: