bkz: epigraf'a ne oldu? epigrafdelft de neyin nesi?
epigrafdelft

Althusser Hakkında  

Althusser Hakkında / Louis Althusser

"LANETLİ MARKSİST" LOUIS ALTHUSSER'İN OTOBİYOGRAFİK NOTLARI "GELECEK UZUN SÜRER" TÜRKÇE'DE

.......................................................................
Türk solunun en bahtsız biçimde tanıdığı Marksist düşünür oydu. Louis
Althusser, Marksizm'e teorik katkıları Türkçe'ye henüz aktarılmaya
başlanmışken karısını öldürdü ve bu cinayet, bütün yazıp çizdiklerinin önüne
geçti. Biz de geçtiğimiz hafta yayımlanan otobiyografisini tanıtırken
yazdıklarının entelektüel boyutunu değil, cinai yanını öne çıkarık. Çünkü o da böyle yapmış: Kitap, o cinayetle, Helene Rytmann'ın nasıl öldürüldüğünün,
katilin ağzından anlatımıyla başlıyor...
.......................................................................

HELENE'İ NASIL ÖLDÜRDÜM?

"Birden kendimi ayakta buluyorum; Yüksek Öğretmen Okulu'ndaki dairemde,
yatağın ayakucunda duruyorum; üzerimde sabahlık var. Kasım ayının kurşuni
günışığı - 16 Kasım pazar, saat sabah dokuz suları- soldan, zamanla lime lime
olmuş ve güneşten kavrulmuş eski kırmızı perdelerin çerçevelediği yüksek
pencereden süzülüp karyolanın ayakucunu aydınlatıyor.

Önümde Helene var, o da sabahlıklı; karyolanın kenarına oturup geri
kaykılmış durumda, sırtüstü yatıyor; bacakları gevşekçe yerdeki halının
üzerine salıverilmiş.

Diz çöküp onun üzerine eğiliyorum ve boynuna masaj yapıyorum. Hiç
konuşmadan onun ensesini, sırtını ve böğürlerini ovduğum çok olmuştu (...)

Ama bu kez boynunun ön tarafını ovuyorum. İki başparmağımı göğüs
kemiğinin üst tarafından etin yaptığı çukurluklara bastırıyorum ve öylece
basılı tutarak yavaş yavaş birini sağa birini sola, kulakların altındaki sert
bölgeye doğru kaydırıyorum (...)

Helene'in yüzü dingin ve huzurlu, hiçbir kımıltı yok; açık gözleri
tavana dikili.

Birden dehşete kapılıyorum: gözleri çakılı oldukları yerden hiç
oynamıyor, ve daha da önemlisi, dişleriyle dudaklarının arasında beklenmedik
bir şey, küçük bir dil parçası, öylece kalakalmış.

Elbette daha önce ölü gördüğüm olmuş, ama boğazı sıkılarak ölmüş
birinin yüzünü o ana dek hiç görmemişim. Yine de karşımdakinin böyle ölmüş
biri olduğunu hemen anlıyorum. Peki, nasıl olmuş da?.. Birden doğrulup
bağırmaya başlıyorum: Helene'i boğmuşum!

Yoğun bir panik içinde atlıyorum, son hızla daireyi bir uçtan uca
geçip, yüksek demir parmaklıklı ön avluya inen demir trabzanlı küçük merdiveni
uçarcasına iniyor ve, gene koşa koşa, birinci katta oturan Dr. Etienne'i
bulacağımı bildiğim revire doğru yöneliyorum. Kimseye rastlamıyorum, günlerden
pazar, okul yarı yarıya boş, kalanlar da henüz uyuyor. Doktorun basamaklarını
dörder dörder tırmanırken bağırmayı da sürdürüyorum: "Helene'i boğdum,
Helene'i boğdum!"

1918'de Cezayir'de doğdu Louis Althusser. Gençliği orada geçti.
Annesi, savaşta ölen nişanlısının yerine onun kardeşiyle evlenmiş ve oğluna
ölen genç nişanlısının adını vermişti. II. Dünya Savaşı'nın başında Almanlara
tutsak düşen Althusser, savaşın sonuna kadar özgürlüğüne kavuşamadı. 20
yaşından sonra aralıklarla deprasyon geçirmeye başladı; tedavi gördüyse de
rahatsızlığı sürdü, hatta deliliğe vardı. Paris'te Ecole Normale'de felsefe
doçenti olarak görev yapan Althusser, 30 yaşına kadar koyu bir Katolik'ti.
Daha sonraları evleneceği Helene Rytmann'la tanışmasının ardından Komünist
Parti'ye üye oldu. "Marks İçin" ve "Kapital'i okumak" adlı yapıtlarıyla
kuşağının aydınları üzerinde etkili oldu. Yapısalcılık, epistemoloji ve
Marksizm, Althusserci düşüncenin temel taşlarıydı. Öğrencileri arasında
Foucault, Derrida, Badiou, Debray, Rosset, Bernard-Henri Levy gibi Fransız
kültür hayatının önemli kişilikleri vardı.

Yapısalcılığın ve Marksizm'in etkinliğini kaybettiği günümüzde,
Althusser tarafından ateşlice savunulan "Marks'ın epistemolojik kesintisi",
"teorik uygulama", "devletin ideolojik aygıtları" gibi kavramlar bize artık
çok uzakmış gibi görünüyor. Fakat 60'lı yılların entelektüel hayatına bu
kavramlar hakimdi.

Althusser sadece Marksist öğretiye getirdiği yorumlarla anılan bir
kişilik olmadı. 1948 yılında tanıştığı ve 1976'da evlendiği Helene Rytmann'ı
Kasım 1980'de öldürmesi, üstelik ertesi yılın şubatında hakkında takipsizlik
kararı verilmesi hayatını birdenbire gizemli bir polisiye romanına büründürdü.
1992 yılında Fransa'da yayımlanan "L'avenir dure longtemps" (Gelecek Uzun
Sürer) ve "Les faits" (Olgular) adlı otobiyografik notları büyük yankı
uyandırdı. Gösterilen yoğun ilgi elbetteki skandalın çekiciliğindendi.

Bu iki kitap geçtiğimiz hafta Can Yayınları tarafından birleştirilerek
ve ilkinin adıyla yayımlandı. Gelecek Uzun Sürer herşeyi açıklayan bir adamın,
hakkında hiçbir şey bilinmeyen bir kadının, ürküntü veren bir çiftin, zaferi
tadan ama acı çeken bir felsefecinin hikayesi...

Kitap, yukarıda alıntıladığımız bölümle açılıyor ve ardından Althusser
en başa dönerek ailesini, doğum yerini ve en nihayetinde 10 yıl boyunca
belirsizlik içerisinde psikiyatri kliniklerinde kaybolan hayatını anlatıyor.

Althusser'e göre kendi yaşamının kronolojisi, aslında ne bir
bilinmeyenin keşfi, ne de bazılarının umduğu gibi son nokta. Bu kitap zor
olana, deliliğin ve aklın birbirine geçtiği bir duruma parmak basıyor. Bununla
birlikte çok basit olan, yaşam kronolojilerinin oluşturduğu tuzakta, siyasi
dil ve edebiyatın ateşi de hissediliyor. Şüphesiz Althusser, "Gelecek Uzun
Sürer"i son nokta olarak görmüyordu. Yoksa 1986'dan itibaren dört sene boyunca
hayatını yazacak biyograflarla (Yann Moulier Boutang ve Olivier Corpet)
görüşmez, onlara 50 bin sayfalık arşivini açmazdı.

"Gelecek Uzun Sürer", Althusser'in teorik olmayan tek yapıtı. 20.
yüzyılın en ilginç kişiliklerinden biri olan Fransız düşünürü en çıplak, en
insani haliyle görüp tanımak isteyenlere tavsiye ederiz.


.......................................................................
PSİKANALİST ANDRE GREEN - "İÇİNDE BİR ÇOCUK VARDI"

Althusser'in yakın arkadaşı psikanalist Andre Green, onun duygularının
gücüyle dokunaklı bir yaşam sürdüğünü ve karısını öldürmeden çok önce de
"kendi özel çılgınlığında" yaşadığını söylüyor. Green'in Althusser'e ilişkin
görüşleri şöyle: "Onu ilk defa bir arkadaşımda gördüm. Bresson, Althusser,
Foucault ve ben oturuyorduk. O akşam biz üçümüz, Bresson'a karşı bir
anti-psikoloji cephesi oluşturmuştuk ve ona ağır biçimde yükleniyorduk.
Althusser, o sıralarda "Ecole Normal Superieure"da psikoterapistti. Okulda
"Althusser'in Seansları"ndan bahsedilirdi. Onun yapıcı bir konumu vardı, hatta
benim depresif dönemlerimde bana yardımcı olmuştu. O dönemde agresifliğini
cinslere göre farklı bir biçimde yaşıyordu: Küçük bir kıza bir tokat indiriyor
ve onunla dalga geçiyor, küçük bir erkeğe tokat indirdiğindeyse özür dilemek
için peşinden koşuyordu. Bir anımı anlatayım: Evlerimizin arasındaki mesafe
çok kısaydı. İlk defa onu ziyarete gittiğimde bana bahçesinin arkasındaki bir
mezarı göstererek "Bunun altında gömülü bir çocuk var" dedi. İkimiz de hiçbir
şey söylemeden öylece kaldık. Daha sonra Althusser'in içinde vurulmuş, ölü bir
çocuk olduğunu ve bunun bütün deprasyonlarında ortaya çıktığını hissettim.
Daha sonra evini sattı. Helene'in ölümünden 15 gün sonra tekrar gördüm. Benim
de daha önce gittiğim psikiyatri servisindeydi. "Davranışlarım konusunda
sorguya tutuldum ve Helene'i eğilimlerim yüzünden öldürdüğümü söyledim" dedi.
Ölümün arkasından gelen karmaşık durumdan henüz kurtulmuştu. Uyanıktı. Ve
orada ilk defa bana Hıristiyanlıktan söz etti. "Bu aralar Pascal'ı okuyorum"
dedi. Bu görünür biçimde gerekliydi. Daha önce bana hiç Katoliklik'ten
bahsetmemişti. Buna karşın hep Komünist Partisi'yle olan ilişkilerinden söz
ederdi. Onu karısının ölümünden dört yıl sonra tekrar gördüm. Arkadaşları,
psikanalistini değiştirmek için bana başvurmuşlardı. Louis'yi görmeye gittim.
Bana yorulmak nedir bilmeden şu soruyu soruyordu: "Helene'i neden öldürdüm,
neden, neden?" Ben ona "Psikanalistini öldürmemen için" diye cevap verdim.
Daha sonra ayağa kalktı. Yatağının kenarına oturdu. Çekmecesini açtı ve bana
bakmadan kocaman bir parça çikolata yedi. "Gelecek Uzun Sürer"de bu olayı
anlatıyor ama çikolata bölümüne değinmeden. Çikolatasını bitirdiğinde küçük
bir çocuk gibi bana "yokolmaktan korktuğunu" söyledi. Althusser daha sonra
psikanalistini değiştirmedi. Psikanalizin onu en çok ilgilendiren şey olduğunu
biliyorum. Tabii kendi psikanilizi de."
.......................................................................

.......................................................................
MARIE - ANTONIETTA MACCIOCCHI (*) - "HELENE, ALTHUSSER CEHENNEMİNİN YARISIYDI"

Althusser ve Helene arasında çılgın, şiddetli, bazen ahlaksız bir
ilişki vardı.

Bazılarının çok erken yazdığı gibi Helene, Althusser'in hemen karısı
olmadı. 1975 yılında ünlü felsefeci onu, küçük dairesindeki yatak odasında
öldürmeden dört yıl önce karısı olmuştu. O gün Helene, 20 yıllık çılgın şiddet
dolu, bazen da ahlaksız bir ilişkiden çıkıp onun meşru eşi olmanın verdiği
mutlulukla eve gelmişti. Karısının ölümünden sonra hapse kapatılan
Althusser'le daha sonra, benimle kurduğu politik ve entelektüel ilişkiler
haricinde kimse konuşmadı. Benim Helene'le de ilişkilerim vardı. Bence Helene,
Althusser cehenneminin diğer yarısıydı. Althusser kitabında şöyle diyor: "Beni
bir annenin mucize çocuğunu sevdiği gibi hatta bir baba gibi severdi. Çok
yaşlı bir kadının, kendinden herşeyi verebilecek umutsuz bir yoksulluğun
elleri vardı. Kalbime büyük acı veriyordu."

Althusser, düşüncesinin tüm tortularını Helene'in hatırasını
kurtarmaya ayırarak, cinayetinden kendini bağışlatmak istiyordu. Helene'i bir
direniş kahramanı olarak, proleterya imajı olarak, Marksizm'in saf mücevheri
olarak yaşatıyordu.

Peki ya parti Helene hakkında ne düşünüyordu? PCF (Fransız Komünist
Partisi), onu Vichy'nin adamlarına ispiyonda bulunmak ve Lyon'daki bir
rahiple, genç bir rahibin öldürülmesinden sorumlu olmaktan, sonuna kadar
suçladılar. 50'li yıllardan sonra Althusser ömrünün büyük kısmını onu
savunmakla, partiye yeniden sokmaya çalışmakla geçirdi. Belki de bu yüzden
zaten ünlü olan felsefecei, Fransız Komünizmi'ne ilgi duydu. Ama Helene
affedilmedi.

Eğer Komünist Parti onu kabul etseydi, belki de kurban olmayacaktı.


(*) - Macchiocchi, Helene'in biyografisini yazan ünlü İtalyan gazetecidir.
.......................................................................


Althusser Hakkında,  Louis Althusser (Düzyazı - Tam)
Kaynak: Aktüel Dergisi
Gönderen: Emre Sururi, 05/02/2001  

Epigraf: Online Edebiyat Arşivi, http://epigraf.fisek.com.tr

epigraf     Bir Önceki Eser: Siegfried - Ahmet Haşim
 Rasgele Bir Eser 
   Bir Sonraki Eser: Rapelle-Toi - Alfred de Musset

Arama yaparken "and", "or" ve "not" kullanabilirsiniz.
Eğer bunlar kullanılmazsa, her kelimenin olduğu metin aranacaktır.
Yapacağınız arama sadece eser açıklamalarını içerir, eserin içeriğini değil!

Aranacak Kelimeler: